Bugün : 23 Şubat 2012 Perşembe Günaydın Giriş Sayfanız Yapın   |  Sık Kullanılanlara Ekle   |  İletişim   |   Anasayfa   
 

M.Behzat CANBAZOĞLU
1.Sınıf Emniyet Müdürü
Kırklareli Emniyet Müdürü
 


 
 

157 ihbar hattı


 





PVSK  (2559)
ETK    (3201)
TCK   (5237)
 CMK    (5271)
ANAYASA (2709)
DMK (657)
 
 

 

Eğitim Şube Müd.
Evrak Arşiv Şube Müd.
 

 

KIRKLARELI
 

TURİZM

KIRKLARELİDEKİ MÜZELER VE ÖREN YERLERİ

          KIRKLARELİ MÜZESİ : 1894 yılında Mutasarrıf Neşet Paşa ve Belediye Başkanı Hacı Mestan Efendi tarafından yaptırılan bina, 1930’da Gazi Mustafa Kemal Atatürk tarafından ziyaret edilmiştir. 1962 yılına kadar fiilen belediye binası olarak kullanılmış, 1970’li yıllarda ise tamamen boşaltılarak terk edilmiştir. 1983 yılında başlayan ve çeşitli aralıklarla devam eden restorasyon çalışmaları 1993 yılında tamamlanmıştır. 1994 tarihinde Kırklareli Müzesi resmen ziyarete açılmıştır. Bodrum hariç iki katlı, betonarme olan yapının dört cephesinde kemerli pencereler yer almakta olup, girişte dört sütuna oturan cumba vardır. Arkeoloji ve etnografya seksiyonları üst katta yer almakta, giriş katında ise kültür ve tabiat sergi salonu bulunmaktadır.

           DOLMENLER (Kapaklı Kaya Mezarlar): Trakya’da çok sayıda görülen tümülüslerin erken safhası olarak kabul edilen dolmenler, genel olarak Kırklareli’nin kuzey – kuzeybatı dağ yamaçlarında ve bu yamaçlara yakın ova eteklerinde sıralanmıştır. Bölgede kapaklı veya kapaklı kaya olarak da anılan dolmenler, yekpare, yassı iri taşlardan, basit oda şeklinde yapılmış anıt mezarlardır. Şu ana kadar yapılan araştırmalarda Edirne’nin Lalapaşa ilçesi merkez olmak üzere, bir hat halinde Kırklareli’nin Demirköy ilçesi yakınlarına kadar ulaştığı tespit edilen dolmenlerin Erken Demir Çağı (M.Ö. 1300 – 800) sürecinde kullanım gördüğü anlaşılmaktadır.

         MENHİRLER (Dikili Taş): Megalit (büyük taş), dikili anıtsal mezar taşlarıdır. Kırklareli ve yakın çevresinde çok sayıda görülmektedir. Çoğunlukla yakın dönem mezarlık alanlarında da benzer dikili mezar taşları görülmekte ise de esas kullanım süreci Erken Demir Çağı’dır. Yükseklikleri ortalama 3 m’ye varan dikit örnekleri Kırklareli merkez ilçe, Erikler, Değirmencik, Ahmetçe köyleri ile Lüleburgaz ilçesinde görülmektedir. Ancak, Kırklareli merkezi de dahil olmak üzere, çoğu ilçe ve köylerdeki Müslüman mezarlarında bulunan dikili taşların bir bölümünün orijinal yerlerinden sökülerek getirilen menhirler olduğu düşünülmektedir.

       TÜMÜLÜSLER: İçerisinde mezar bulunan, insan eliyle oluşturulmuş yığma tepelerdir. İl sınırları içinde 92 adet tümülüs tescil edilmiştir. Ancak yapılan yüzey araştırmaları sonucunda bunların sayısının 200’den fazla olduğu görülmüştür.

      AŞAĞIPINAR HÖYÜĞÜ: İl merkezinin güneyinde, şehre 3 km. mesafede bulunmaktadır. Aşağıpınar Höyüğü’nün kuzeybatısında bulunan tatlı su kaynağının önceleri daha doğuda, Haydardere yatağı üzerindeyken, zamanla batıya doğru kaydığı ve aynı şekilde bu pınar önünde küçük bir gölcük–bataklık olduğu da öğrenilmiştir. Aşağıpınar kazılarında şimdiye kadar rastlanan en eski kültür katı M.Ö. 5800 yıllarına tarihlenmektedir. Anadolu kronolojisine göre Geç Neolitik, Balkan kronolojik sisteminde ise Neolitik Çağ–Karanovo II dönemine tarihlenen bu ilk yerleşim, Demir Çağı’na (M.Ö. 1200) kadar süregelecek olan Trakya kültürünün de temellerinin atıldığı bir süreci temsil etmektedir.
    KANLIGEÇİT HÖYÜĞÜ
:
Kırklareli’nin yaklaşık 3 km. güneyinde, Aşağıpınar’a 300 m. mesafededir. Eski Tunç Çağı’na (M.Ö. 3. bin yıl) tarihlenen bu yerleşim alanı, Anadolu’da ve Yakındoğu’da M.Ö. 3. bin yıl kentleşme sürecinin ortaya çıktığı, yavaş yavaş kent devletlerinin oluştuğu bir süreci temsil etmektedir. Bu yerleşmelerdeki yapıların basit ahşap yapılar şeklinde olduğu; genellikle yerleşmelerin savunma amaçlı derin bir hendek ve bunu sınırlayan ahşap bir duvar ile çevrili olduğu anlaşılmaktadır. Taş malzeme mimaride hemen hemen hiç görülmez. Yapılan çalışmalarda, Kanlıgeçit’in Anadolu yerleşmeleri ile tam olarak benzeşen büyük bir yerleşim alanı olduğu ortaya çıkmıştır. Yerleşim, taş sur ile çevrili bir iç kale ile bunun etrafında yayılmış aşağı şehirden oluşmuştur.

CAMİLER

           KADI CAMİİ : Kırklareli il merkezinde, Ahmet Mithat İlkokulu karşısında bulunmaktadır. Emin Ali Çelebi tarafından 1577 yılında yaptırılmış olan cami, halen kullanılmakta olup, kare planlıdır. Daha önceden yakınında bulunan bir mahkemeden dolayı Kadı Camii denilmektedir. Bir diğer adı da Emin Ali Çelebi Camii olan yapının duvarları, üç cephede düzgün küfeki kaplamadır. Alt sıra pencerelerinin söveleri ve mihrabı, çok iyi bir işçilikle küfeki taşından yapılmıştır. Hafifletme kemerlerinde kabartma dilimli ve kemer sivrisine yakın rozetler, caminin tek süsleme özelliğidir. Tavan ve çatısı ahşap olup, dört mahyalı ve üzeri alaturka kiremit örtülüdür. Minaresi camiye bitişik olup, çok köşelidir.
          
BEYAZİD CAMİİ : Kırklareli il merkezinde, Hatice Hatun Mahallesi’nde bulunmaktadır. 16. yüzyılda yapılmıştır. 1593 – 1594 tarihinde Güllabi Ahmet Paşa tarafından onarımı yaptırılmıştır. Halen ibadete açık olup, kare planlıdır. Duvarların dış yüzleri alternatif tuğla sıkıştırmalı küfeki ve tuğla hatıl sıralıdır. İç süslemesi ve çatısı ahşaptan, dört mahyalı, üzeri alaturka kiremit örtülüdür. Minare kaideden itibaren küfeki taşıyla örülmüştür.

             KARAKAŞBEY CAMİİ : Kırklarelilı Melek Ahmet Paşa tarafından XVI. yy.da yaptırılmıştır. Plan ve mimarisinde Mimar Sinan'ın etkisi görülmektedir. Tümü çini kaplı mihrabı oldukça ilgi çekicidir.
          
   HIZIRBEY CAMİİ (Büyük Camii ) : Kırklareli il merkezinde, çarşı içindedir. 1383 yılında Köse Mihalzade Hızır Bey tarafından yaptırılmıştır. Kare planlı bir yapıdır. Duvarların dış yüzleri, kubbe kasnağı ve minaresi düzgün küfeki taşı ile kaplanmıştır. Son cemaat yeri ve avlu duvarı sonradan ilave edilmiştir. Minaresi tek şerefeli, kaidesi kare şeklinde ve külahı kurşun kaplamadır. Büyük Cami olarak da bilinen yapı, ibadete açıktır.

             KAPAN CAMİİ : Kırklareli kentinde, yeni belediye binasının yanında bulunmaktadır. 1640 yılında Karaca İbrahim Bey tarafından yaptırılmıştır. Diğer adı Karacabey İbrahim Bey Camii olan yapı, halen ibadete açıktır. Bina esasen kare planlı olup, eski Müftülük binası sonradan ilave edilmiştir. Duvarların dış yüzü düzgün taş kaplama ve taş dizileri arası tuğla hatıllıdır. Çatısı dört mahyalı olup, ahşap üzerine marsilya kiremit kaplıdır. Minaresi muntazam kesme taş örgülü, tek şerefeli ve külahı kesme taştan yapılmıştır.
          
   SOKULLU CAMİİ : Müezzin mahfili, mihrap, minber ve şadırvan mermerdendir. Çatışı ahşap, saçakları dilimlidir. Tek şerefeli minaresi yeniden yapılmıştır. Halen ibadete açıktır.

            SADIKAĞA CAMİİ : Pınarhisar – İstanbul yolu üzerinde olan, 14. yüzyıla ait yapı, halen ibadete açıktır. Kare plan üzerine yarı ahşap bir yapıdır.

            CEDİD ALİ PAŞA CAMİİ : Babaeski ilçesinde, köprü başında, asfalt üzerinde bulunmaktadır. 1555 yılında Cedid Ali Paşa tarafından Mimar Sinan’a yaptırılmıştır. Halen cami olarak kullanılmakta olan bu yapı, 1832’de esaslı bir onarım görmüştür. Dört satırlık kitabesi ile on satırlık onarım kitabesi mevcuttur. Kare bir plan üzerine kesme küfeki taşı kullanılarak yapılmış, üzeri kurşun kaplı büyük bir kubbe ile örtülmüştür. Birinin çatısı ahşap olmak üzere, birbirine ekleme yapılmış iki son cemaat yeri vardır. Edirne’deki Selimiye Camii’nin küçük bir modelidir.

            FATİH ESKİ CAMİİ : Babaeski ilçesinde, Asfalt üzerinde tarihi çeşmenin arkasında bulunmaktadır. 1467 tarihinde yapılmış olup, halen kullanılmaktadır. Duvarları moloz taştan yapılmış olan bu caminin son cemaat yeri ahşap, üzeri kiremit örtülüdür. Minaresi yıkılmış olup, sonradan şerefeden yukarısı ahşap olarak yapılmıştır. İç kapı üzerinde iki satırlık bir yapım kitabesi mevcuttur.

          KÜÇÜK AYASOFYA CAMİİ ( Gazi Süleyman Paşa Camii ) : Vize ilçesi, Kale Mahallesi’nde iç ve dış surlar arasındadır. 6. yüzyılda Iustinianus döneminde yapılmış bir kilisedir. 14. yüzyılın ikinci yarısında cami olarak düzenlenmişse de günümüzde kullanılmamaktadır. Kareye yakın dikdörtgen planlıdır. Üç apsisi bulunmakta olup, kubbesi on altı köşeli tanbur üzerine oturtulmuştur. Yapı, kubbeyi tutan 1.30, 1.40 cm. çapında ayaklar ve bunların arasında bulunan sütunlarla üç sahına ayrılmıştır. Mermer olan bu sütunların başlıkları Korint stilindedir. Asıl binaya narteksten, tamamen Bizans stilindeki üç mermer söveli kapı ile girilmekteydi. Taş ve tuğladan inşa edilmiştir. Kubbe çapraz ve beşik tonozludur. Mihrap sonradan beton ilavedir. Minberi bulunmamaktadır. Yapı, muhtelif defalar değişiklik geçirmiştir.

          HASAN BEY CAMİİ :Vize ilçesinde, Kale Mahallesi’ndedir. 14. yüzyılın sonlarında havra olarak kullanılmakta iken, Gelibolulu Hasan Bey adında bir kişi tarafından camiye dönüştürülmüştür. Minaresiz olduğundan şekil itibariyle adeta bir türbeyi anımsatmaktadır. Kare plan üzerine kalın duvar, iri kesme muntazam taş kaplama olup, kubbesi sekiz köşe tanbur üzerine oturtulmuştur.

         SADRİ BEY CAMİİ :Vize ilçesinde, Kale Mahallesi’nde 16. yüzyıla ait bir yapıdır. Ayakta, üç duvar ve kemeri kalmıştır. Yanındaki çeşme de aynı yüzyıla aittir. Muntazam kesme küfeki taşından yapılmıştır. Camiye bitişik olarak yine 16. yüzyıldan kalma harap durumda bir hamam vardır.

         SOKULLU MEHMET PAŞA KÜLLİYESİ :Lüleburgaz ilçe girişinde, oldukça geniş bir sahaya yayılmıştır. 1569–1570 yıllarında ibadet, ticaret ve eğitim amaçlı yapılan külliye; cami, kemerli dükkânları, hanı, hamamı, medresesi ile bir kompleks özelliği göstermektedir. Ancak, çeşitli tahribatlara maruz kalan külliye, bugün adeta birbirinden bağımsız birer yapı görünümü arz etmektedir.

MEDRESELER

            SOKULLU MEDRESESİ: Sokullu Medresesi: Tamamen kesme taştan yapılmış, kubbesi kurşun kaplamalı medrese, sağlam durumdadır.

KİLİSELER

          KOYUNBABA KİLİSESİ :Kırklareli Merkez ilçeye bağlı İnece Beldesi, Koyunbaba Köyü’nde bulunan bu kilisenin kitabesi günümüze gelemediğinden yapım tarihi kesinlik kazanamamıştır. Yapı üslubundan XIX. yüzyılın ikinci yarısında yapıldığı sanılmaktadır.
Kilise düzgün yontma kesme taştan, dikdörtgen planlı olarak yapılmıştır. Üç nefli bazilika planlı olup, üzeri kırma çatı ile örtülüdür. Mihrap üç bölümlüdür. Kilise altlı ve üstlü ikişer sıra halinde aynı eksen üzerinde bulunmayan pencerelerle aydınlatılmıştır.
Kilise işlevini yitirdikten sonra terkedilmiş ve kendi haline bırakılmıştır. Günümüzde üst örtüsünün bir bölümü çökük durumdadır.
            KAYNARCA KİLİSESİ ( Manastırı ) : AKırklareli Pınarhisar ilçesinde bulunan bu kilisesinin kitabesi günümüze gelemediğinden yapım tarihi kesinlik kazanamamıştır. Yapı üslubundan Bizans dönemine ait olduğu sanılmaktadır. Kilisenin daha sonra Rumlar tarafından da kullanıldığı düşünülmektedir.
Moloz taş ve tuğla hatıllı olarak yapılmış olan kilisenin dikdörtgen planlı, bazilika üslubunda olduğu anlaşılmaktadır. Günümüze gelememekle beraber üzerinin ahşap bir çatı ile örtülü olduğu izlerden anlaşılmaktadır.
İç mekân üç nefli olup, içerisindeki bezemeler günümüze gelememiştir. Kilise harap bir durumdadır.
         VİZE AYASOFYA KİLİSESİ : Kırklareli Vize ilçesinde bulunan Ayasofya, MS.V.-VI.yüzyıllarda antik bir yapı kalıntısı üzerine bazilika planında yapılmış bir kilisedir. Bu yapı Hadım Süleyman Paşa tarafından XVI.yüzyılda camiye çevrilmiştir.
Ayasofya Bizans ve Osmanlı dönemlerinde yapılan onarımlar sonucunda kısmen de olsa uzaklaşmıştır. Ahşap çatılı, taş ve tuğladan üç apsidli yapının naosu üçer sütunlu iki dizi ile üç nefe ayrılmıştır. Daha sonra bu sütun dizileri payeye çevrilmiştir. Bu sütunların bir deprem sonucu yıkılarak yerlerini payeye bıraktığı sanılmaktadır. Üzerini örten ahşap çatısı bir süre sonra yıkılmış XII.-XIII.yüzyıllarda buraya yüksek kasnaklı bir kubbe oturtulmuştur. Bu kasnağın kuzey yönündeki bazı pencereler kapatılmış, Osmanlı döneminde de kalem işleri ile bezenmiştir. Bu kubbenin dışında kalan bölümler tonozlarla örtülmüştür. Bu kubbe ile yapının kuzey cephesi Osmanlı döneminde büyük bir onarım görmüştür. Nitekim Osmanlı dönemine ait yapıya uygulanan kasetleme sistemi de bunu açıkça göstermektedir. Vize Ayasofyası değişik dönemlerde yapılan onarımlar sonucunda çok değişik bir plan şeklini ortaya koymuştur. İstanbul Hagia Eireni (Aya İrini) Kilisesi’nde olduğu gibi bu yapının da altı bazilika, üstü de kapalı Yunan haçı planındadır.
Kilisenin üst galerisine çıkışını sağlayan ahşap merdivenler günümüze gelememiştir. İç mekanının Bizans döneminde tamamen fresklerle kaplı olduğu günümüze gelen izlerden anlaşılmaktadır. Kilisenin güney nefindeki Deisis kompozisyonu ise çok harap bir durumdadır. Ayrıca naosun kuzeybatı duvarında da ne olduğu anlaşılamayan bir başka fresk izi ile karşılaşılmıştır. Ayasofya’da yapılan çalışmalar Vizeli Maria olduğu sanılan bir kadın figürünü ortaya çıkarmıştır. Bu kişi Ermeni bir asilzadenin kızı olan Maria’dır. İmparator I.Basileios zamanında (867-886) İstanbul’a gelmiş Niceporos Drunganios adlı Vize askeri birlik komutanı ile evlenmiştir.
Vize Ayasofyası yakın tarihlerde yapılan onarımlarla tahrip olmuştur. Bu arada çevresindeki hazire kısmının büyük bir bölümü ortadan kaybolmuş ve etrafı sağlıksız bir istinat duvarı ile çevrelenmiştir. Günümüzde Vize’nin ana kilisesi olan Ayasofya’nın ilk yapısından yalnızca apsis ve bir de pastoforium hücresinin yarısı kalmıştır. Kilisenin kuzey dayanak duvarı üzerinde yer alan yunus balığı motifi büyük olasılıkla burada daha önce bulunan Roma dönemine tarihlendirilen Dionysos Mabedine ait olduğu sanılmaktadır. Ayrıca güney duvarında da Roma dönemine ait bir mabedin parçaları görülmektedir.
Vize Ayasofyası’na Osmanlı döneminde eklenen minare narteksin güney kanadının bozulmasına neden olmuştur. Narteksin kuzeyinden üst kata çıkışı sağlayan ahşap merdiven ise bugün hiçbir iz bırakmadan yok olmuştur.
Trakya Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Arkeoloji v e Sanat Tarihi Bölümü’nün 1995-1996 yıllarında yaptığı çalışmalar sırasında yapının batı tarafında çok sayıda işlemeli taşlar bulunmuş ve bunlar yapının içerisine taşınmıştır. Bunların arasında Erken Bizans dönemine ait çok sayıda mermer mozaik parçaları da bulunmaktadır. Bütün bu parçalar yapının birkaç devir geçirdiğini ortaya koymaktadır.

KÖPRÜLER

            BABAESKİ KÖPRÜSÜ : 1633 yılında IV. Murat devrinde yapılmıştır. Muntazam kesme taş kaplı, kâgir bir köprüdür. Nehir taştığı zaman zedelenmemesi için, 6 kemerli köprünün kemer aralarında büyük delikler bulunmaktadır. Nöbet hücreleri, birer dantel gibi taş işlemelidir. Kuzeydeki nöbet hücresi aslına uygun olarak yeniden yapılmıştır.

            ALPULLU ( SİNANLI ) KÖPRÜSÜ : 16. yüzyılda Sokullu döneminde yapılmıştır. Mimar Sinan’ın en muhteşem anıtsal köprüsüdür. Sivri kemerlidir. 76 cm’lik çevre taşlarını da tek taş olarak kullanmıştır. Genişliği 2,5 m’yi bulan kemer taşına hiçbir köprüde rastlanmaz. Korniş profili aynı olup, korkuluk taşı ile dış yüzleri birleştirilmiştir.
           
SOKULLU MEHMET PAŞA KÖPRÜSÜ : Lüleburgaz girişinde, İstanbul-Edirne asfaltı üzerinde bulunmakta olup, 1569 yılında yaptırılmıştır. Çevre taşları ince yontulmuş, memba tarafındaki orta ayak detayları sağlamdır.           

           KÜÇÜK KÖPRÜ : Atatürk İlkokulu civarındadır. 1569 tarihinde Sokullu Mehmet Paşa tarafından Mimar Sinan’a yaptırılmıştır. Sağlam, tek gözlü, klasik tipte bir köprü olup, genişliği 4 m’dir.

 

Sayfa Gösterimi : 341
Anasayfa   |  Atatürk  |  Şehitlerimiz  Emniyet Müdürümüz   |  İlçelerimiz  Ziyaretçi Defteri  İletişim

Adres : Karakaş Mahallesi İstiklal Caddesi / KIRKLARELİ
Tel: 0 288 212 38 50  | GSM: 0 505 318 39 00 - 02 | Faks: 0 288 214 30 79
Copyright © 2011-2012 |  Powered by Kırklareli Emniyet Müdürlüğü

Kırklareli Emniyet Müdürlüğü İnternet Sitesi © 2012