| Bugün : 23 Şubat 2012 Perşembe | Günaydın | Giriş Sayfanız Yapın | Sık Kullanılanlara Ekle | İletişim | Anasayfa |
|
|
|
||||||||||||||||||
|
||||
|
|
![]() |
![]() |
![]() |
![]() |
MEHMET AKİF ERSOY
|
Akif, Osmanlı devletinin hasta adam ilan edildiği ve bu görüşün dönemin devlet adamlarına ve aydınlarına uğursuz bir hastalık gibi bulaştığı, çöküş şartlarının hemen herkeste çözülme, umutsuzluk, panik yarattığı, buna rağmen hemen herkesin bir şeyler yapma çabasında olduğu bir dönemdir. 2. Mahmut'un, 3. Selim'in başlattığı yenileşme hareketleri, Tanzimat doruk noktasına varıyor ve bugüne kadar devam eden aydın- halk yabancılaşmasını, milletle devlet arasındaki problemli doğuruyor, toplumsal yarılmalara yol açıyordu. Yenileşme ile başkalaşma arasındaki farklar sık sık belirsizleşiyor atılan her adım ciddi sosyal ve siyasi maliyetler getiriyor, kendinden ve kendi köklerinden beslenen bir yenilenme gerçekleştirilemiyordu. Korkuyla umut, ataletle hamle çabası, teslimiyetle yiğitçe direniş, çözülüşle yeniden toparlanış aynı anda ve çok zaman kolkola denecek kadar birbirine yakın duruyordu. Avrupa ülkelerinin Osmanlıyı tasfiyesi politikası bütün hızıyla ve kararlılığı ile devam ediyordu. Babası Fatih Medresesi müderris ve mücizlerinden (icazet veren) İpek'li Temiz lakabıyla anılan Tahir Efendi'dir. Annesi ise Buharalı Mehmed Efendi'nin kızı H. Emine Şerife hanımdır. Babası Rumelili (Arnavut) annesi ise Buhara'dan hacca giderken Amasya'da vefat eden Buharalı Şirvani Rüştü Efendi'nin kızıdır. Tahir efendi, ilk kocası vefat eden Emine Şerife Hanım'ın ikinci eşidir. Akif'in ailesi sade ve orta halli ama bir inanç ikliminin bütün olgunluğu ve güzelliği ile yaşadığı bir aile idi. Akif babasını, Hoca Tahir Efendi erkenden kalkar, çocuklarını (Akif ve kızkardeşi Nuriye) kendi eliyle yıkar, kızının saçlarını tarar, pişirdiği salepleri içirerek onları mekteplerine gönderirdi... Çocuklarını bir kere bile dövmemişti. (Kuntay, s.157) Akif, Annesini ise şöyle anlatır: Ünlü düşünür ve şair Sezai Karakoç, Akif'in ailesi ve kökeni ile ilgili şu nefis yorumu ile yapar: Ve Akif burada bir şey daha öğrendi. Her türlü kirlenmeye açık bir yoksulluğun, sade ve onurlu bir hayata nasıl dönüştürülebileceğini. Erdemli yoksulluk helal kazanç ve emek demektir, fedekarlık demektir, dayanışma demektir, karşılıksız sevmek demektir, hırs ve rekabeti ayaklar altına almak demektir. Erdemli yoksulluuğun tek sigortası vardır. Çalışmak, ölene kadar çalışmak, onurunu kaybetmeden çalışmak. Bizim mahalleye poyraz kışın da uğrayamaz Akif bu mahallede bu inaç ve gelenek ikliminin ortasında mahalle hayatını bütün renk ve çizgileriyle yaşadı. Babası O'nu sekiz yaşından itibaren Fatih camiine götürdü. Bunu bir şiirinde şöyle anlatır. Sekiz yaşında kadardım. Babam gelir: "Bu gece, Cami, masal, oyun ve yaramazlık. Cami içinde baba ve çocuklar. Camii içinde inanç ve coşku. Camii içinde ciddiyet ve oyun. Cami içinde inanç ve çocuksuluğun sınırsızlığı. Cami içinde yetişkin ve çocuk samimiliği. Ve Akif'in mizacı.. ele avuca sığmayan bir çocuk. Çalışkan ama haşarı. Okuldan döner dönmez sokağa fırlayan, ağaçlara tırmanan, kabına sımayan bir mizaç. Masal dinlemeden uyumayan bir ruh. Uyuması için kendisine masal anlatırken anlatırken uyuyakalan Saime Hanım'ın eline mangalda kızdırdığı cevizi bırakarak yakan bir yarım kalmışlığı kabullenememezlik. Âkif bu okulda kendisini derinden etkileyecek bir öğretmenle karşılaştı. İnançlı bir Türk Hekimi olan, Türkiye'ye mikrop bilimini getiren Rifat Hüsamettin Hoca. Pasteur'un öğrencisi olan bu öğretmeninden Pasteur sevgisini aldı. Mithat Cemal, Akif'in Pasteur'ün fotoğrafına bakıp hayranlıkla "Bu ne ilâhi yüzdür" dediğini, fotoğrafı öptüğünü ve ardından "Mu'tekid de! (İnançlı) eklediğini kaydeder. Görev yeri İstanbul olmasına rağmen Akif, 4 yıl Rumeli, Anadolu ve Arabistan'ın çeşitli bölgelerinde görev yapmıştır. Mezuniyetinden 6 gün sonra 28 Aralık 1893'te İlk eseri olan 7 beyitlik gazeli "Servet-i Fünun'da yayınlanır. OKUDUĞU KİTAPLAR İstiklâl Marşımız Korkma sönmez bu şafaklarda yüzen al sancak; Çatma; kurban olayım, çehreni ey nazlı hilâl Ben ezelden beridir hür yaşadım, hür yaşarım. Garbın afakini sarmışsa çelik zırhlı duvar, Arkadaş! yurduma alçakları uğratma, sakın. Bastığın yerleri «toprak!» diyerek geçme, tanı: Kim bu cennet vatanın uğruna olmaz ki feda? Ruhumun senden, ilahi şudur ancak emeli, O zaman vecdile bin secde eder - varsa - taşım. Dalgalan sen de şafaklar gibi ey şanlı hilâl!
İstiklal Marşımızla Birlikte Ön Elemeyi Kazanan 6 Şiir 1- Yıllarca altı cephede ateşle kanlara; Ey kahramanlar ordusu, ey yıldırım-Şitab. Ey mazi-i havariki bin destan olan; Ey kahramanlar ordusu, ey yıldırım - Şitab, Arslan mücahid ordusu, ey haris-i salah Ey kahramanlar ordusu; ey yıldırım - Şitab. MEHMET MUHSİN 2- Altı bin yıl efendilik yaptın, Ey büyük ünlü milletim ileri! Atıl, ez, vur, senindir istiklâl M.* *Bursa Milletvekili Muhittin Baha Bey Yarışmaya (M) rumuzu ile katıldı. Müzakereler esnasında şiirini geri çekti.
3- Ey Müslüman, ey Türk oğlu Çek sancağı Türk ordusu Bu son savaş bize farzdır, Birleşelim özümüzden, İSKENDER HÂKİ 4- Göz yaşına veda et Cenk ederiz genç, koca Hak yolunda kan olur, Her gün yeni bir hile Yeter, ey Ka'be'mizi Hangi alçak el alır, KEMALEDDIN KAMI 5- Millet aşkı, din aşkı, vatan aşkı uyansın Türk oğludur bu millet Düşman gözü tutamaz yanar dağlar başını Türk oğludur bu millet Can veririz her zaman hürriyet yoluna Bize Türk oğlu derler A.S.
6- Türk'ün evvelce büyük bir pederi İleri, arş ileri, arş ileri Seni ihya için ey nâmı büyük Yürü ey milletin efradı yürü Vatan evlâdını kurban edeli İleri, arş ileri, arş ileri HÜSEYİN SUAD
|
| Anasayfa | Atatürk | Şehitlerimiz | Emniyet Müdürümüz | İlçelerimiz | Ziyaretçi Defteri | İletişim |
Adres : Karakaş Mahallesi İstiklal Caddesi / KIRKLARELİ Tel: 0 288 212 38 50 | GSM: 0 505 318 39 00 - 02 | Faks: 0 288 214 30 79 Copyright © 2011-2012 | Powered by Kırklareli Emniyet Müdürlüğü Kırklareli Emniyet Müdürlüğü İnternet Sitesi © 2012 |